• BIST 104.123
  • Altın 145,814
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • Trabzon : 22 °C

Paralel dinle mücadele edilmeli

19.08.2016 12:46
Berkant PARLAK / Vurgulu-yorum

Berkant PARLAK / Vurgulu-yorum

Türkiye'deki “paralel yapı” artık herkesin malûmudur.

Türkiye’nin 2013 yılının aralık ayında tanıştığı bu terim, devlete paralel bir yapılanma oluşturan Fetullahçı Terör Örgütü’nü kast ediyor.

Merhum Necip Hablemitoğlu’nun yıllar önce şüpheli ölümü nedeniyle yarıda kaldığı “Köstebek” kitabında “devlet hiyerarşisini yıkan sistem” olarak nitelendirdiği bu yapılanmanın bugün neler yapabildiğini gözlemledik.

Hablemitoğlu devletin hiyerarşisi olduğunu ve bu cemaatlerin de kendi içinde bir hiyerarşiye sahip olduğunu belirterek devlette üst olan kişinin cemaatte ast olması durumunda devletin hiyerarşisinin çökeceğini ifade etmişti. Bugün bunu çok net biçimde gördük. Asker içindeki FETÖ’cü yapılanmada üst rütbeli komutanın kendisinden daha düşük rütbedeki askere cemaat yapılanmasındaki üstlüğü nedeniyle itaat ettiği kaydedildi.

Bugün “paralel yapı”nın herkes farkında. Ancak herkes sonuca odaklanmış bir noktaya bakıyor. Hâlbuki asıl bakılması gereken yer “paralel yapı”yı doğuran sebeplerdir. Evet, şu an acil olan bu yapının tüm uzantılarını çökertmektir ancak mutlaka ama mutlaka asıl mücadele edilmesi gereken ise bu anlayışı doğuran sebeplerdir.

Bu ve benzeri yapılanmaların oluşmasının temelinde “paralel din” anlayışıdır. Nedir bu anlayış? Müslümanlık dininin temel kaynağı olan Kuran’a paralel oluşturulan beşerî bir anlayıştır. Kendi tarikatını, cemaatini ve şirk yapısını kurmak isteyenler ancak “paralel din” anlayışını benimseyerek ve benimseterek nihaî amacına ulaşabilir.

FETÖ’nün elebaşı bu yaklaşımın, bu anlayışın, bu sistemin ürünüdür. Bu yaklaşımı, bu anlayışı ve bu sistemi yıkmazsanız yenileri ürer durur. Nedir bu? Kuran’ı bir kenara atarak ya da işine gelen kısımlarını çarpıtarak Kuran dışı kaynakları merkez alan din anlayışı. Müslüman görünümüyle, müşrik bir yapıyla birlikte iyice benzeştiği Hristiyan yapıyla bir “diyalogçuluk” kurması da bundan dolayıdır. Dünden bugüne gelen “sorgulamayan” ve “reayalar” oluşturan tarikat/cemaat sistemleri “paralel din”in ürünleridir.

Gerçek din “insana kul olan” bir yapıyı asla kabul etmemektedir. Gerçek din tüm insanları aradan çıkararak dini doğrudan Tanrı’ya özgülemeyi benimsemektedir. Bunu “çok iyi bilen” Müslüman görünümlü müşrikler, birtakım şeytanlıklarla Tanrı ile kul arasına aracılar koymaktadır. Bu aracılar sonucunda ise işte bugünkü gibi “darbe yap, insanları dinle, onları gözaltına, bunları tutukla” dendiği zaman “sorgulamadan” buyruk yerine getirilmektedir. Çünkü şirk dininde insanüstü özellikler atfedilen kişileri sorgulamak büyük bir yanlış ve tecrit sebebidir. Ondandır ki “sözde” kâinat imamı ve mesihin buyrukları “sorgusuz” yerine getirilmektedir.

Tanrı kitabı Kuran 39. surenin 3. ayetinde halis dinin yalnızca Allah’a ait olduğunu ve ondan başka evliya edinilemeyeceğini çok açıkça ortaya koyuyor. Yine 9. surenin 34. ayetinde ise “Ey inananlar din bilginlerinin ve din adamlarının çoğu halkın parasını hak etmeden yer ve Tanrı’nın yolundan saptırırlar.” uyarısını açıkça ortaya koyuyor.

Şimdi akıl sahiplerine soruyoruz: Anladınız mı “paralel din”in neden “Kuran’ı asla Türkçesinden okumayın!” ve “Kuran Müslümanlığı sapıklıktır.” dediğini? İşte bu nedenle yeni paralel yapıların çıkmaması için şirk sistemi olan “paralel din”le mücadele edilmesi gerekmektedir.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
usb
20 Ağustos 2016 Cumartesi 22:47
22:47
ayette geçen min el ahbâri ve er ruhbâni kelimelerini güya sadece din bilgini olarak almak da ayrı bir yanılma ürünü. Evet din bilginlerinden bahsediliyor ama yahudi ve hristiyan olanlarından. aziz bayındıra gidene kadar Elmalılı Hamdi Yazır, Ömer Nasuhi Bilmen, Diyanet İşleri gibi meallere baksaydınız zaten ortada yanılma ve yanıltma olmayacaktı. Kılavuzluk konusunda çok değerli atasözlerimiz mevcuttur.
Berkant
20 Ağustos 2016 Cumartesi 19:25
19:25
Ayeti Türkçeleştirirken "haham" ve "rahip" sözcüklerini Türkçeleştirmeyerek "güya" aklınızca kötülükleri Hristiyan ve Yahudilere atıp siz aradan sıyrılacaksınız öyle mi? Biraz araştırma ve sorgulama sonunda bu iki sözcüğün anlamının ve etimolojik kökeninin "din bilgini" ve "din adamı" olduğunu göreceksiniz. Ayrıca Prof. Dr. Abdulaziz Bayındır'ın aşağıda bağlantısını verdiğim konuşmasını dinleyebilirsiniz. Saygılar.

https://youtu.be/wNyfxL546_g
usb
19 Ağustos 2016 Cuma 22:49
22:49
9. Sure(Tevbe Suresi) 34. ayet meali:
Ey iman edenler! (Biliniz ki), hahamlardan ve râhiplerden birçoğu insanların mallarını haksız yollardan yerler ve (insanları) Allah yolundan engellerler. Altın ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda harcamayanlar yok mu, işte onlara elem verici bir azabı müjdele!

Hangi meale bakıp insanları yanıltıyorsunuz. Verdiğiniz mealde büyük anlam yanıltması var.
Boş yere laf kalabalığı yapmayalım.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Akçaabat Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0462 666 0 444 0545 663 0 444 | Faks : 0462 666 0 444 | Haber Yazılımı: CM Bilişim
");