VARAZLI MI, MARAZLI MI?

İsmail TOPAL

VARAZLI MI, MARAZLI MI?

2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı başladı. Eğitim yatırımları bakımından oldukça bereketli geçen bir hazırlık devresinin ardın-dan tüm okullarımızda ders başı yapıldı.

Geleceğimizin teminatı olan çocuklarımıza zihin açıklığı diliyorum.

Eğitimcilerimizin de sorunsuz bir yıl geçirmelerini temenni ediyorum.

Yeni yılın açılışıyla birlikte gazetemize olan haber akışı okullarla ilgili olarak bir hayli arttı.

Kimi olumlu, kimi ise olumsuz bu haberlerin.

Bunlardan biri var ki, içimi yaktı.

Haberin menşei Tütüncüler köyü.

Dürbinarlıyım ama bu köy benim dede köyüm.

Bu köyümüzün çocukları taşımalı eğitim uygulaması kapsamındalar.

Yani evlerinden alınıp merkezdeki bir okula getirilip, orada eğitim alıyorlar.

Malumunuz, öğrenci sayısı az olan okullar bu uygulamaya dâhil ediliyor.

İlköğretim seviyesinde Tütüncüler’de 51, mahallesi niteliğindeki Varazlı’da ise 12 çocuğumuz var.

Köyümüzün merkeze uzaklığı, yerleşim birimlerinin dağınıklığından 6 ilâ 9,5 kilo-metre arasında değişiyor. Yani ilköğretim 1. sınıftan 8. sınıfa kadar olan 63 çocuğu-muz her gün en az 6 kilometrelik bir yolu araçla kat edip okullarına gidiyor.

Doğrusu çekilecek çile değil bu. Ama devlet öyle demiş; sorun değil.

Sorun değil ama bunca bağlılığa bir ödül istemeyen çocuklarımıza adeta ceza veriliyor.

İşte bu durum beni isyan ettiriyor.

Bu köyümüz taşımalı eğitim kapsamına girdiğinde Atatürk İlköğretim Okulu’na taşındı. Devlet öyle planladı.

Ama devletin nasıl plan yaptığı belli.

Tutmamış olacak ki birkaç yıl aradan sonra bu çocukları bu kez Alaittin Akçay İlköğretim Okulu’na taşımaya başladılar.

Evlerinden uzakta eğitim görmenin garipliğini çeken minik çocuklar okullarının ve öğretmenlerinin değişmesiyle yeni bir adaptasyon dönemine girdiler böylece.

Bu süreci atlatmaya çalışan minik yavrulara 2 yıl sonra bir başka şok geldi.

Bu yıl da bu miniklerin Fevzipaşa İlköğretim Okulu’na taşınmasına karar verildi. Öyle de oldu.

Biz, şehirde yaşayanlar, çocuğumuz öğretmeninin hastalanmasında yerine birkaç günlüğüne bile bir başka öğretmenin derse çıkmasına isyan edip, neredeyse, “öğret-men hasta olur mu?” diye serzenişte bulunurken; 4 yılda 3 okul ve dolayısıyla da 3 öğretmen değiştiren 8-10 yaşlarındaki bir yavru ne yapsın.

Pes doğrusu. Allah bile insana “çekebileceğinden fazla yük yüklemezken”; eğitimde ilâhî bir mükemmeliyet beklemediğimiz eğitimciler (!), aldıkları pedagojik bilgileri de mi unuttular?

Bu çocukları biri çobanlığa mahkûm et-meyi planlasa ancak bu kadar güzel bir plan yapabilirdi. Ama onlar bu oyunu bozacak ve ülkemizin aydınlık geleceğini tesis edecek isimler arasında yer alacak ve bu sistemi değiştireceklerdir.

Tıpkı şiirlerinde dile getirdikleri gibi:

 

Allah ömür verdi ki mukadder oldu doğmak

Doğduğum köyün adı Tütüncüler Varazlı

 

Okumaktı hayalim; büyük bir adam olmak

Denk geldi bir sistem ki kötürümden arazlı

 

Seyyah ettiler bizi, mümkün değil oturmak

Bindik arabalara önlük oldu tarazlı

 

Atatürk’ü sevmişken Akçay oldu son durak

Okulu sevdim ama sistem çıktı marazlı

 

Fevzipaşa da olsa başaracağım mutlak

Bu eziyete inat, olmayacağım nazlı

 

Engelleyemez beni dar kafalı dangalak

Çobanlık bile yapsam, olurum hür avazlı

 

 

TÜRKMEN TRT FM’DE

TRT Fm’i dinler misiniz bilmem. Ben arada sırada dinliyorum.

Bilhassa yollarda.

Çünkü yolculukta frekansı değişmeyen ender radyolardan biri. Düzeyli de yayın yapıyor.

Bu radyomuzda her Perşembe günü 20.00’den 22.00’ye kadar “Şehir Işıkları” isimli bir program yayına giriyor.

“Anadolu’yu yeniden keşfedin” sloganıyla yayın yapan programı Hakan ve Aslıhan Şahin sunuyor.

“Tayfun Talipoğlu İle Bam Teli”, “Sunay Akın İle Lafın Beli” gibi bölümleri var programın.

Programda bir de yarışma bölümü var. Sunucunun yönelttiği bir soruyu doğru cevaplayanlar arasında kura çekiliyor ve 5 yıldızlı otelde iki kişilik tatil hediye ediliyor.

İşte bu programda geçtiğimiz hafta yani 24 Eylül Perşembe günü Akçaabat tanıtıldı.

Programda Akçaabat Belediye Başkanı Şefik Türk-men’le de bir bağlantı yapıldı.

İşte, yazıma konu olan olay da bu konuşmada ger-çekleşti.

Anlatayım:

Sunucu, Akçaabat’ı tanıtacaklarını belirtip Başkan Türkmen’e bağlanmadan önce programın yarışma sorusunu dinleyicilere yöneltti.

Soru şuydu:

“Akçaabat hangi ilimize bağlı bir ilçedir?”

Cevapların verileceği telefon numaralarını da söyleyen sunucu Başkan Türk-men’e bağlandı ve “Bize Akçaabat’ı kısaca tanıtır mısınız?” deyip sözü Türk-men’e bıraktı.

Türkmen’in ilk lafı şu oldu:

“Akçaabat, Trabzon iline bağlı bir ilçedir.”

Radyo olduğu için sunucunun o andaki yüz halini göremedik ama Başkan Türkmen’in o kısa konuşmasında tam 4 kez “Akçaabat’ın, Trabzon iline bağlı bir ilçe” olduğunu söylemesi sonucu oluşan halet-i ruhiyesini anlayabiliyorum.

Karadenizli fıkralarının nasıl çıktığını merak edenlere örnek olabilecek bu konuşmayı, Başkan’ın “yarışmacılara kopya vermesi” olarak nitelendirecek birkaç kişi de çıkacaktır mutlaka. Malum, devir değişir, onlar değişmez.

O zaman başkan bize de başkanlıktan ne zaman emekliye ayrılacağına ya da milletvekili olup olmayacağına dair de bir kopya versin bari.

 

ŞEMSETTİN BAYRAM

Akçaabat yeni bir haftalık gazeteye daha kavuştu. 18 yıldan beri yüklendiğimiz sorumluluğumuzu paylaşmak için çıktığını umduğumuz Pulathane Haber isimli gazete Pazartesi günü Akçaabatlılarla buluştu.

Gazetenin Haber Müdürü olan Köksal Ustaoğlu, ilk yazısında beni taltif etti. Teşekkürlerimi ilettim kendisine; başarılar da diledim, “Allah muvaffak etsin” temenni-sinde de bulundum. Her türlü yardıma açık olduğumu da ekledim.

Künyede “Sorumlu Yazı İşleri Müdürü” olarak Şemsettin Bayram ismi yer alıyordu. “Hayırlı olsun” demek için kendisini aradım. KTÜ’de dersteymiş. “Benim bir alakam yok. Teklif edilmişti ama reddettim. Gazetenin içeriğiyle ilgili olarak da hiçbir bilgim yok” dedi.

İrdelemedim. Herhalde başka bir Şemsettin Bayram’dır.

Ama kim ise O’na da hayırlı olsun.